İnsanlık tarihinde evrensel bir davranış olarak yer alan gülmenin kökenleri ve başlangıç noktası, bilim dünyasında süregelen derinlemesine araştırmaların odağını oluşturuyor.
Gülmenin evrimsel geçmişi üzerine yapılan bazı çalışmalar, bu davranışın özellikle zafer duygusu ile güçlü bir bağlantısı olabileceğini ortaya koymaktadır. Bu hipoteze göre, ilkel topluluklardaki bireyler, başarılı bir avın ardından veya bir tehdidin savuşturulmasıyla duydukları sevinci ve üstünlüğü gülerek ve neşeli sesler çıkararak ifade etmişlerdir.
Öte yandan, bazı teorisyenler gülmenin ortaya çıkışını cinsel gelişim süreçleriyle ilişkilendirmekte, bu davranışın üreme veya eş seçimi mekanizmalarıyla bağlantılı olabileceğini öne sürmektedir. Ancak, bu tür yaklaşımlar genellikle daha dar bir bakış açısı sunmaları nedeniyle bilim camiasında sınırlı bir destek görmektedir.
Konuya farklı bir pencereden yaklaşan ünlü yazar ve filozof Arthur Koestler, gülmeyi sadece biyolojik bir tepki olmanın ötesinde, insan zihninin karmaşıklığını yansıtan özgün bir olgu olarak yorumlamıştır. Koestler, bu evrensel ifadeyi "insan düzeyinin altında görülme olasılığı olmayan, ancak gereğinden fazla duygulara sahip zihinsel özerkliğe ulaşmış biyolojik bakımdan güvenlik içinde olan türde ortaya çıkabilen bir olgu" şeklinde tanımlamıştır. Bu yaklaşıma göre, gülme, insanlık halinin ve bilinçli varoluşun karmaşık bir yansımasıdır. (Koestler, Mizah Yaratma Eylemi, 55).